21 Ekim 1999’da Ankara’da bombalı suikastla öldürülen Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, yalnızca bir akademisyen, siyasetçi ve gazeteci değildi. Irk ve din esasına dayanmayan ulus anlayışı, ekonomik bağımsızlık vurgusu ve küreselleşme eleştirileriyle Türkiye’nin düşünce hayatında iz bıraktı. Gelin bugün bunu konuşalım…

Tarih, 21 Ekim 1999 Perşembe günü… Ankara’da sıradan bir sonbahar sabahıydı. Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Cumhuriyet gazetesindeki köşesi için yazdığı son yazıyı tamamlamıştı. Başlığı “Kınıyorum!” idi.

O gün Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde öğrencilerine ders verecekti. Yazısını gazeteye gönderdikten sonra evinden çıktı. Otomobilinin üzerine bırakılmış bir paket gördü. Paketi eline aldığında bomba patladı.

Kışlalı, 60 yaşında hayatını kaybetti. Henüz 29 günlük bir kız çocuğunun babasıydı. Peki, onu Türkiye’nin siyasi düşünce tarihinde önemli kılan neydi? Yanıt, bugün de tartışılan ulus-devlet, laiklik, bağımsızlık ve demokrasi anlayışında saklı.

KIŞLALI’YA GÖRE ULUS: IRK DEĞİL, ORTAK GEÇMİŞ VE KÜLTÜR

Kışlalı’nın siyasal düşüncesinin merkezinde ulus-devlet anlayışı bulunuyordu. Kemalizm, Laiklik ve Demokrasi adlı eserinde ulusun oluşumunu tarihsel, ekonomik ve toplumsal gelişmeler üzerinden açıklıyordu. Ona göre ulus, aynı ırktan gelen ya da aynı dine inanan insanların oluşturduğu topluluk değildi. Ortak geçmiş, ortak dil, ortak kültür ve birlikte yaşama bilinci uluslaşmanın temel unsurlarıydı.

“VE ULUSAL KÜLTÜR DE ULUSU YARATTI”

Kışlalı, ortak dil ile ana dil arasındaki ayrıma dikkat çekiyordu. Farklı etnik kökenlerden gelen insanların ortak bir siyasal aidiyet altında birleşebileceğini savunuyordu. Ulusal birliği, herkesin aynı kökenden gelmesi olarak değil, farklı kökenlerden insanların ortak bir gelecek oluşturması olarak değerlendiriyordu.

kışlalı-kitaplar- “ULUSAL DEVLET VARLIK NEDENİNİ YİTİRMEDİ”

Kışlalı’nın bugün yeniden okunmayı hak eden değerlendirmelerinden biri, 3 Nisan 1996’da Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Küreselleşme ve Kemalizm” başlıklı yazısıydı. Sermaye hareketleri hızlanırken ve ulus-devletin önemini kaybettiği görüşü yaygınlaşırken farklı bir noktaya dikkat çekiyordu:

“ULUSAL DEVLET VARLIK NEDENİNİ YİTİRMEDİ.”

Kışlalı’ya göre değişen, ulus-devletin önemi değil, onu savunacak toplumsal güçlerdi. Sermaye uluslararası ölçekte hareket ederken çalışanlar ekonomik ve sosyal haklarını büyük ölçüde ulusal hukuk ve devlet kurumları aracılığıyla koruyabiliyordu. Ona göre ulusal devlet, küresel sermaye karşısında toplumun ekonomik çıkarlarını savunabilecek temel siyasal araçlardan biriydi.

Şöyle yazıyordu Kışlalı…

Ulusal devlet varlık nedenini yitirmedi. Ama ulusal devletin savunucusu olan temel güç değişti… Sermayedar sınıfların yerini emekçi sınıflar aldı.

Eskiden sermayedar sınıf, kendini korumak için ulusal devleti kalkan olarak kullanırdı. Şimdi sermaye uluslararası düzeyde bütünleşince, karşısında geleneksel sendikaların bir güç dengesi oluşturması olanağı ortadan kalktı. Kol ya da kafa emekçilerinin, artık kendilerini bu uluslararası güce karşı savunabilecekleri tek araç kaldı: Ulusal devlet!

Bu yaklaşımda ulusal bağımsızlık, yalnızca sınırların korunması değil, bir ülkenin kendi ekonomik ve siyasi geleceğini belirleyebilmesiydi. Kemalist ulusçuluğun temelindeki iki gereksinimi şöyle tanımlıyordu: “Bağımsızlık ve çağdaşlaşmak!..”

Kemalizm geçmişte kalan değil, değişen bir düşünceydi

Kışlalı için Kemalizm, geçmişin kurumlarını olduğu gibi korumak anlamına gelmiyordu. 1992 yılında kaleme aldığı yazıda, “Kemalizmin hiçbir ilkesi, Türkiye’nin ve dünyanın bugünkü koşullarına göre yorumlanmaya kapalı değildir” diyordu. Atatürk ilkelerinin değişen koşullarda yeniden yorumlanması gerektiğini savunuyor; bunun laikliği ve bağımsızlığı ortadan kaldırmaması gerektiğini düşünüyordu.

Kışlalı Özallı yılları ise bakın nasıl aktarıyordu ‘Yollar da Karıştı Bölücüler de…‘ başlıklı yazısında…

Atatürk laiklikten yanaydı.. Dinin toplumsal yaşama değil bireysel yaşama yön vermesini istiyordu.. Tanrı ile kulu arasına girmek isteyenlerin düşmanıydı.. Özal ise laikliğin kuyusunu kazdı. Ceza Yasası’nın ünlü 163. maddesini kaldırarak, dinci güçlerin ayaklarındaki prangaları çözdü.. Tanrı ile kulları arasına tarikatların girmesini, dinin toplumsal ve siyasal yaşama yön verme olanağının doğmasının önündeki son engelleri de kaldırdı.

***

Ve Atatürk devrimciydi… Özal ise “devirici”ydi.. Köşe dönmeciydi.. “Benim memurum işini bilir” derdi.. “Devlete vergi vereceğinize, siz onu daha iyi değerlendirirsiniz” derdi.. Askeri birlikleri şortla denetlerdi.. Yolları kapattırıp arabasıyla hız denemesi yapardı… Kurumların ve kuralların çökertilmesinin öncüsüydü… Yolsuzluğun kural, vurgunculuğun akıllılık, dürüstlüğün aptallık sayıldığı bir dönemi başlattı.. Devleti çürüttü.

AKADEMİSYENLİKTEN KÜLTÜR BAKANLIĞI’NA

Ahmet Taner Kışlalı, 10 Temmuz 1939’da Tokat’ın Zile ilçesinde doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde eğitim gördü, Fransa’da doktora yaptı. 1977’de CHP’den İzmir milletvekili seçildi; 1978’de Bülent Ecevit hükümetinde Kültür Bakanı oldu. 12 Eylül sonrasında akademiye döndü, 1988’de profesör oldu. 1991’den itibaren Cumhuriyet gazetesinde yazılar yayımladı.

1990’LARIN AYDIN CİNAYETLERİ

31 Ocak 1990’da Prof. Dr. Muammer Aksoy, 6 Ekim 1990’da Bahriye Üçok, 24 Ocak 1993’te Uğur Mumcu öldürüldü. 21 Ekim 1999’da hedefte Ahmet Taner Kışlalı vardı. Bu isimler Cumhuriyet, laiklik ve demokrasi tartışmalarında etkin rol alıyordu.

27 yıl önce bugün öldürülen Ahmet Taner Kışlalı: “Tek araç kaldı: Ulusal devlet!” - Resim : 2

Kışlalı öldürülmesinden aylar önce hedef gösteren yayınlara konu olmuştu. Mayıs 1999’da Akit gazetesinde fotoğrafının üzerine çarpı işareti konularak kendisine yönelik sert ifadeler kullanılmıştı. Bu yayın ile suikast arasında doğrudan bağlantı bulunduğuna ilişkin kesinleşmiş bir yargı kararı olduğunu söylemek mümkün değil. Ve fakat hedefe konduğu çok açık bir gerçektir.

27 yıl önce bugün öldürülen Ahmet Taner Kışlalı: “Tek araç kaldı: Ulusal devlet!” - Resim : 3

SON YAZISI “KINIYORUM!” OLDU

21 Ekim sabahı Kışlalı’nın Cumhuriyet’e gönderdiği son yazı, Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde yapılan bir konuşmaya ilişkin laiklik tartışmasını ele alıyordu. Yazısını gönderdikten kısa süre sonra bombalı saldırıda öldürüldü. Cumhuriyet gazetesi son yazısını ertesi gün yayımladı. Cenazesinde on binlerce kişi Ankara sokaklarını doldurdu.

27 yıl önce bugün öldürülen Ahmet Taner Kışlalı: “Tek araç kaldı: Ulusal devlet!” - Resim : 4

UMUT DAVASI VE KALAN SORULAR

Kışlalı suikastı, Uğur Mumcu ve Muammer Aksoy cinayetlerinin de yer aldığı Umut Davası kapsamında ele alındı. Tevhid-Selam/Kudüs Ordusu yapılanmasıyla bağlantılı sanıklar hakkında örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçlarından mahkumiyet kararları verildi. Ancak saldırıların bütün yönleriyle aydınlatılıp aydınlatılmadığına ilişkin tartışmalar sona ermedi.

27 YIL SONRA KIŞLALI’NIN ULUS-DEVLET UYARISI

Kışlalı, ulusu ırk ve din üzerinden değil, ortak tarih, kültür ve yurttaşlık bilinciyle açıklıyordu. Ekonomik bağımsızlığı siyasi bağımsızlığın ayrılmaz parçası olarak görüyor, küreselleşme karşısında ulusal devletin önemini koruduğunu savunuyordu.

Ulusal egemenlik küresel sermaye karşısında nasıl korunacak?
Ekonomik bağımsızlık nasıl sağlanacak?
Farklı kimliklerin birlikte yaşadığı bir toplumda ortak yurttaşlık nasıl güçlendirilecek?
Kışlalı’nın yazılarında yanıt aradığı sorular bunlardı.

21 Ekim 1999’da bir bomba Ahmet Taner Kışlalı’nın yaşamına son verdi. Ancak 27 yıl sonra bile tartışılmaya devam eden düşünceleri hala yaşıyor…

Kaynaklar: Cumhuriyet, Ahmet Taner Kışlalı Arşiv