Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil, fon işlemlerine ilişkin gündeme gelen iddialar hakkında açıklamalarda bulundu. Kadıgil, yaşananların yalnızca birkaç kişinin sorumluluğuyla açıklanamayacağını belirterek iktidarın ve ilgili kamu kurumlarının hesap vermesi gerektiğini söyledi.
TİP Parti Meclisi üyesi Nazır Kapusuz’un da katıldığı açıklamanın Borsa İstanbul önünde yapılmasının planlandığı, ancak Sarıyer Kaymakamlığının ilçede aldığı eylem yasağı kararı ve bölgedeki güvenlik önlemleri nedeniyle toplantının partinin İstanbul İl Başkanlığında gerçekleştirildiği belirtildi.
“HABERİ OLMAMASI DAHA DA VAHİM”
Fon işlemlerine ilişkin iddiaların siyasi sorumluluğunun da sorgulanması gerektiğini ifade eden Kadıgil, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gelişmelerden haberdar olmadığı yönündeki değerlendirmelere tepki gösterdi.
Kadıgil, şu ifadeleri kullandı:
“Konu, bir kişinin, iki kişinin ‘onun haberi vardı, bunun haberi yoktu’ demesinden ibaret değil. Şunun da altını tekrar çizmek istiyorum: Diyelim ki gerçekten bu ülkenin Cumhurbaşkanı’nın olan bitenden gerçekten haberi yoktu. Sizce bu normal bir durum mu? Sizce bir ülke böyle yönetilebilir mi? Ne demek haberi yoktu? Haberi olması gereken kişinin haberi olmaması daha da vahim. 1,5 sene önce Mehmet Şimşek çıkıyor ve ‘Burada bir şey var’ diyor. Bakanın bunu söylemesinden sadece dört ay sonra genel başkan yardımcısı, eski bir bakan, bu fona 160 milyar yatıracak cesareti kendinde buluyor.”
Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak’ın konuyla ilgili Cumhurbaşkanlığına mektup gönderdiğini ve CİMER’e şikâyette bulunduğunu söyleyen Kadıgil, bu başvuruların neden dikkate alınmadığını sordu.
Kadıgil, “CİMER şikayetlerinden işine gelenlerden herkesin haberi oluyor değil mi? Bir CİMER şikayeti oldu diye Mabel Matiz’i onlarca kez ifadeye alabiliyorlar. 80 CİMER şikayeti oldu diye Deniz Göktaş’ı 90 gün cezaevinde tutabiliyorlar. İşlerine gelince CİMER şikayetlerini takip ediyorlar. Bu niye edilmedi” dedi.

GAZETECİLERİN TUTUKLANMASINA TEPKİ GÖSTERDİ
Sera Kadıgil, fon işlemlerine itiraz ettiği öne sürülen iki Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) üyesinin geçen yıl görevden alındığı iddiasının da açıklığa kavuşturulmasını istedi.
Konuyu gündeme getiren gazetecilerin karşı karşıya kaldığı adli işlemleri eleştiren Kadıgil, basın üzerindeki baskının kamuoyunun sorularını engellemeyi amaçladığını savundu.
Kadıgil, şöyle konuştu:
“Bu soruları yönelten biri var mı şu anda? Devletin içinde yok. Devletin dışında olmasın diye de elinden geleni yapanlar var. O yüzden bütün gazetecileri gözaltına alıyorlar.”
Ardından gazetecilere yönelik işlemleri ve bazı siyasetçiler hakkındaki iddiaları gündeme getirerek sözlerini şöyle sürdürdü:
“O yüzden ev hapsinde olmasına rağmen Murat Ağırel hapiste. Zeynel Emre, Ömer Çelik’in bir bürokratla Bodrum tatil yaptığını iddia etti. Daha sonra Ömer Çelik’le bu zatın fotoğrafı çıktı. Bu fotoğrafı yayımladı ve haberleştirdi diye Mustafa Balcı’nın, Şaban Sevinç’in, bu konuda yazan çizen gazetecilerin hapiste olduğunu biliyoruz. O yüzden bu soruları sormayalım diye basına bu kadar büyük eziyet ediliyor. 500 bin insanın parasını çaldılar ve şimdi biz konuşunca suçlu oluyoruz. Açıklama yapmaya çalışınca engellenen biz oluyoruz. Sosyal medya hesapları engellenen biz oluyoruz. Hesabını soran nasıl siz oluyorsunuz? Hâlâ elini kolunu sallayarak dışarıda geziyorlar. Gazeteciler tutuklu, Fatma Betül Sayan Kaya evinde oturuyor. Hesabını soracaklarmış, buradan açık açık soruyorum: Siz Zehra’lardan hesap sordunuz da mı Fatma’dan hesap sormanıza inanacağımızı bekliyorsunuz? Yazıcı’nın oğluna ‘Sen bu kadar parayı nereden buldun?’ diye dönüp soracak birinin çıkacağına inanmamızı bekliyorsunuz.”
“O LİSTEYİ AÇIKLAYACAKSINIZ”
Fon işlemlerinden elde edildiği öne sürülen kazançların ve yatırımcıların uğradığı zararların kamu bütçesine yüklenmemesi gerektiğini belirten Kadıgil, kazanç sağlayan kişilerin isimlerinin kamuoyuyla paylaşılmasını istedi.
Kadıgil, şu ifadeleri kullandı:
“Adalet Bakanı’nın deyimiyle sadece 214 kişi 200 milyara yakın para götürmüş. Ya çok daha fazla aslında zarar. Neredeyse yurttaş başına 10 bin lira para vereceğiz. Çocuklar okulda bir öğün yemek yiyebilsin diye para vermiyoruz. Hastaneler için para vermiyoruz. Ücretsiz eğitim için para vermiyoruz. Ne için vereceğiz? Bu organize vurgunda vurgun yapıp kaçanlar iyi birer şirin olup gönüllü olarak bu parayı iade etmezlerse, geri kalan dolandırdıkları küçük yatırımcıyı korumak için. Böyle bir şey olabilir mi? Hayır efendim. Açık açık söylüyorum: O listeyi açıklayacaksınız.”

KAPUSUZ: SORGULANMASI GEREKEN YER BORSA İSTANBUL
TİP Parti Meclisi üyesi Nazır Kapusuz ise fon krizine ilişkin iddiaların borsa işlemleri üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Düşük fiyatlı ve işlem hacmi sınırlı hisselerin ucuz seviyelerden alınıp yüksek fiyatlardan satılması yoluyla kazanç elde edildiğini öne süren Kapusuz, Borsa İstanbul’un bu işlemleri tespit edebilecek teknik altyapıya sahip olduğunu savundu.
Kapusuz, şunları söyledi:
“Borsa İstanbul öyle bir yer ki tüm işlemler saliseler içinde gerçekleşiyor, tüm bilgiler anlık olarak elde ediliyor hatta oradaki takas bilgilerini, ciro bilgilerini almak için ücret ödüyorsunuz haliyle bunları anında sağlayabilen bir kurum algoritmalar inanılmaz derecede yüksek. Hangi takasın nerede yapıldığını hemen tespit edebilecek, aşırı fiyat hareketlerini gösterebilecek bir mekanizması var.
Bu mekanizmanın sahipleri, bu saliselik verileri ölçen kurum, bilgileri kime vermesi gerekiyorsa, aslında en tepedeki Erdoğan da dahil olmak üzere, hiçbirine vermiyor. Vermediği gibi şu anda da görüyoruz ki SPK sürekli açıklamalar yapıyor, ‘Şu hisse senedinde spekülatif hareketlerden dolayı 40 kişi cezalandırılsın diye suç duyurusunda bulunduk’ diyor. Her gün birkaç tane firma açıklıyorlar bu firmaların çoğu bu işlemleri 18 ay önce yapmış. Saliselerle verileri ölçen bir kurum, 18 ay sonra bunları açıklıyor. Bazıları 12 ay. Acele neydi? Biraz daha bekleseydiniz torunlarınız görseydi keşke bu firmalarda neler olduğunu. Bu pislik ortaya dökülmeden zerre kadar harekete geçmeyen bir kurumla karşı karşıyayız. Bu kurum öyle bir kurum ki artık kurum da diyemiyoruz şirket, anonim şirket. Gittiğimiz yerin yüzde 10’u Katarlı bir firmaya ait yüzde 2,3’ü de Bosnalılara ait. Şimdi bu şirket sıradan bir şirket mi?”
“ERDOĞAN’IN HABERİ YOK DEMEK, SİSTEMİ SAKLAMAK DEMEKTİR”
Borsa İstanbul yönetimi ile Cumhurbaşkanlığı arasındaki kurumsal ilişkilere dikkat çeken Kapusuz, ilgili yöneticilerin fon işlemlerinden haberdar olmadıkları yönündeki açıklamaların ikna edici olmadığını savundu.
Kapusuz, Borsa İstanbul ve Türkiye Varlık Fonu yönetimindeki Erişah Arıcan’ın görev süresine değinerek Cumhurbaşkanlığı bünyesindeki yöneticilerin de sorumluluklarının sorgulanması gerektiğini söyledi.
Kapusuz, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Hakkı Susmaz, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri. Tüm idari mevzuata hâkim bir insan. Bu insan, kendi gözünün önünde olan hiçbir fiyat hareketini ve spekülasyonu kesinlikle görmemiş. İkinci sıradaki, yani bu işleri en iyi bilecek kurum ya da insan kimdir derseniz, Devlet Denetleme Kurulunun başına atadığınız insan olur, değil mi? Çünkü kurumları denetleyecek, yasaları, mevzuatları ve yönetmelikleri bilmesi gereken kişi odur. O insan da başkan vekili.
Ben iddia ediyorum, bu arkadaşlar eşlerinden ve ailelerinden çok Erdoğan’ı görüyorlar ve Erdoğan’ın haberi yok… Biz bunu yemeyiz, yutmayız. Erdoğan’ın haberi yok demek, burada oluşan sistemi anlamamak, saklamak demektir. Borsa İstanbul’da oluşan hareketleri sarayın bu kadar kritik konumdaki insanları algılayamadıysa kendilerine tavsiyem, sadece benim gibi değil, bu işlerden anlayan 500-600 bin insanın sosyal medya hesapları var. Lütfen sabahları kahve içerken en azından açıp baksınlar. Bunları zaten insanlar söylediler, yazdılar. Ama şu anda öyle bir ortam yaratıldı ki bunları yazmak, çizmek artık ‘Silivri’ye gitmek’ esprisiyle karşılanıyor.”







Yorum Yap